Haber:

Sakatlık Çalışmaları İnisiyatifi adlı grup engelliler.biz forumunda bir çalışma başlatıyor. Tanıtım metni şurada.
SAĞLAM KÜLTÜRÜ (Batı'da)


{2004'te Zanzara athée grubunun yayımladığı broşür}


Başlık altındaki resmin tanımı: "Mefisto" ayakkabılarının reklamı: Beyaz zemin (reklam panosu, ya da muhtemelen büyük bir ayakkabı kutusu) üzerinde, en üstte büyük harflerle "Mephisto" yazıyor (bize göre sağında markanın amblemi var: büyük bir M harfi). Onun hemen aşağısında ise markanın sloganı, "Yürümek Yaşamaktır," büyük harfler ve altı çizili satırlarla dört dilde alt alta sıralanmış (üstten alta: Fransızca, İngilizce, Almanca, Hollandaca): (Marcher C'est Vivre. Walking Is Living. Gehen Ist Leben. Lopen Is Leven). Fotoğraf broşürden.


Sağlamsın ve bu ifadenin anlamı üzerine hiçbir zaman düşünmedin mi?

Kendine sakat olarak yaşamanın (fazla) zor olduğunu mu söylüyorsun ve (ne olursa olsun da hiçbir zaman) sakat olmayayım diye dua mı ediyorsun?

Sakatların neredeyse kahramansı cesaretlerine hayran mısın? (ama yine de favori süper kahramanın Batman mi?)

Bir sakat çok mu salak, yoksa çok mu zeki, keşfetmeye çekiniyor musun? (daha didin bakalım)

Sakat bir arkadaşın var, ve ondan bahsedince bayağı cool olduğunu mu düşünüyorsun?

Sakat bir insansın ve sağlamların sağlamlar için kurduğu bir toplumda yaşadığını mı düşünüyorsun? Sorun sen misin, yoksa toplum mu, diye kendine soruyor musun?

Her yerde basamaklar mı görüyorsun? (paranoyak olduğunu sanma!)

Şeytan senin içinde mi? (evet, evet!). Son derece sexy'sin ve sağlamlar bunun farkında değil mi?

Kahramanın Dr. Charles Xavier mi?
{X-Men çizgi romanları ve filmlerinde tekerlekli sandalye kullanan bir karakter. Profesör X diye de bilinir.}


…Sağlamcılık seni ilgilendiriyor! 


Sağlam Kültürü (Batı'da)

  ya da sağlamcılığın seni nasıl kesinlikle ilgilendirdiği


Bana yanılsamalarımdan kurtulmayı öğrettiği için Beatriz'e teşekkürler, 
ve ağın bir yerindeki Colin K. Donovan'a tavrı için,
Sonra Dr. Charles Xavier'e, aynı şekilde Batman'e, ama en başta Daredevil'e ve Karate Kid'e (1.'sine, 2.'ye değil)


Sağlamlık kültürü her yerdedir; ama kendini olduğu haliyle söze dökmez. 

Sağlamcılık, sağlamlık normu, herkesin işleyişini yönetir. 

Diğerleri, yani, anormaller, sağlamcı toplumun kusurlu artıkları: 
sakatlar, haricinde herkesin….

1. Sağlamın Sallantıdaki (Invalide) Kimliği
Sağlam, sağlam olduğunun bilincinde değildir. Ona benzeyenler bir araya toplaştıkça, kendine normal olduğunu söyler. Sağlam hiçbir zaman sağlam olduğunu ifade etmez, "engelli değilim" der. 
Kendine en küçük bir varlık kazandırabilmek için dahi, olumsuzlama gereksinimindedir.

2. Çoğunluk diktasının reddi
Sağlam, birbirinin aynı işlevsel klonlardır; sakat ise çok-biçimli bir yapıdır: tetraplejik, kör, CP'li, sağır/ dilsiz, paraplejik, Down Sendromlu, miyopatili, ampute, cüce, locked-in sendromlu, otistik… Sağlam kendi teknik uyumunun dışındaki bedensel farklılıkları, insani çeşitliliği algılayamaz; sonucunda, bunlar üstüne bilgi sahibi değildir. 
Eğer ondan sakatlığı bir tariflemesi istense, aklına stereotipik "tekerlekli sandalye" (hatta, bazen "elektrikli sandalye" der) imgesi gelir; daha ayrıntılı bir tanım yapamaz. Sağlam sakat hakkında daha çok şey bilmek istemez, zira sakatlık düşüncesi bile onu korkudan fıldır fıldır kaçırır. (hahaha)

3. A Planı: Uyumlulaştırmak (Sağlamlaştırmak)
    B Planı: Yaşarken Mezara Gömmek
Sağlam sakatı bütünlüklü Ü.T.Ü, Üretim-Tüketim-Üreme, planında sorun sayar. Sağlam Ü.T.Ü'nün hem tasarımcısı hem de sonucudur: Bu planın yönetimi otarşiktir. 

Ü.T.Ü'yü uygulayamayacak her beden, virüsmüş gibi tespit edilir: ihtimam gösterilmeli, yeniden eğitilmeli, sektörlere bölünmeli/ üstüne uzmanlaşılmalı, bütünleştirilmeli, (hetero)normalleştirilmeli, yamanmalı…. dışlamalı, yok etmeli, parçalanmalı, görmezden gelmeli, yalıtmalı, sorumluluktan kurtulrmalı, sesi bastırılmalıdır.

4. Sağlamcı Bilinç
Sağlam (yılda birkaç kez) ferah bir vicdana sahip olmak zorundadır. Tele-tedavi sözleri vermek için, yoğun eğlence içerikli tele-yardım kampanyaları yapar. Yılın onda dokuzunda (resmi dilde "kurum" diye geçen hapislerde) içeri kapatılan sakatlar için tatil denen geziler düzenler.  Sağlam parlamenterlerin büyük büyük vatandaşlık kavramlarını ortaya saçtığı, sakatlık üstüne siyasi-geveleme modasını başlatan  "Avrupa Engelliler Yılı'nın (2003)" duyurusunu yapar.

Sağlam söylemi muzaffer bir yaklaşımla sakatlık üstüne "iyi bir siyasi bilinçle" katedilen gelişmeden bahsedip durur. Her şey, kendisi de gerçeği gözardı etmeye gönüllü (sağlam) kamuoyu için formatlanmıştır: sakatların kurumlarda kapalı kaldığı ve medikal kobaylar olarak kullanılmaya devam ettiği gerçeğini. 

5. Hödüklüğe entegre olasın! {Hödüklük: beaufitude. Türenti: béatitude, yüksek mutluluk, kutsanma ile sözcük oyunu}
Sağlamların sakatlar hakkında siyasi-gevelemesindeki büyük/ heybetli kelimelerden" biri "entegrasyon"dur. Bu devasa proje, 1993'ün Birleşmiş (Sağlam) Milletler  Özürlüler için (Sağlamcı) Fırsat Eşitliği {Eşitlenmesi} Konusunda (Sağlamların) Standart Kuralları'nın 18. Maddesine bakalım, "toplumsal yaşama diğerleriyle eşit biçimde katılma olanaklarını kaybetmiş, ya da bu olanakları sınırlanmış" kişilerin yaşamlarının iyileştirilmesi projesidir. Burada "diğerleri" dediği, sağlamlar; eşitlenme dediği, sağlamlaştırmadır. Oyunun amacı: sakatları sağlam kültürde eritmek, sakat kimliğini sağlamlık modeline total bir entegrasyon, o modelde çözeltmek niyetiyle parçalamaktır. Dışlamadan içermeye…

Sağlam hiçbir zaman (Ü.T.Ü'nün ötesine geçen) sakat-alternatif bir yaşam tarzını entegre etmeyecekir, ama kendi normalleştirme kültürünü, sağlamcılığını sakatlara sürekli dayatır. Özbelirlenim bilincinden yoksun olduğunda, sakat sadece sağlam way of life'a (yaşam tarzı) erişmeyi düşler.

6. Sağlam toplum, topluma katılım hakkını sakatlar karşısında kendine saklar.
Sakatlar için  (ama sağlamların düzenlediği) daha iyi bir vatandaşlık adlı büyük projede mimari ve şehircilik en baştan beri hassas bir sorun teşkil eder: Sağlam, basamaklara ve merdivenlere hayrandır; onlardan her yere koyar --merdiven ve basamaklar kendisinden daha güçlüdür zira. Onlara o kadar bağımlıdır ki, asansörler önünde basamak bulmak, ya da sadece merdivenle inilebilen bodrum katlarında üzerinde "engelli" işareti olan tuvaletler görmek gayet mümkündür. 

Basamaklara yönelik bu fetişist büyülenme, sağlamların sakatlar için erişilebilirliği düşünmeye mazhar olamamasında yatar; sağlam özerklik ilkesine karşı kendini psikolojik olarak bloke etmiştir. Evet, rampalar, eğimli yollar, asansörler yapmayı bilir; hatta bu konular üstüne yasa metinleri bile yazabilir. Ancak, ulaşım araçlarını, çevreyi, kamusal alanları (sinema, konser salonları, galeriler, ibadet yerleri, yönetim binaları, okullar, kütüphaneler, tekel bayiileri {bar-tabac: içinde tütün ürünleri de satılan bar}, manavlar, galeriler, eczaneler, barlar, lokantalar, kulüpler, toplantı yerleri, havuzlar, oteller… burada durayım, e, anlamışssınızdır…) erişilir kılmak onun için tasavvur edilemez bir şey olarak kalır. Squatlar gibi, özyönetim mekanları dahi büyük oranda erişilmez/ sakatları dışlayıcı mekanlardır. {squatting: genel anlamıyla, kullanılmayan bir binaya doğrudan yerleşmek. Bu, yoksul ya da göçmenlerin sadece ikameti için kullanmaktan, sanat aktiviteleri için kullanmaya ve/ya binada kolektivist yaşam tarzı örgütlemeye kadar çeşitlilik gösterir. Burada eleştirilen 2. ve 3. tarz kullanımda dahi, bu mekanların erişilmez kalması. Squatlar üzerine bilgi için bkz. “A’dan Z’ye Squat”} 

Yegane iki erişilebilirlik krallığı, alışveriş merkezleri ve hastanelerdir: aman ne güzel. Sağlam sıklıkla, kendi gündelik yaşamında sakatlarla çok az karşılaştığından bahseder: yapma yahu!  

Bir türlü sonu gelmeyen basamak problemi karşısında, sağlamın yönlendirici ilkesi: "sorun yok, biz taşırız" (bir sonraki maddeye bakın). Game Over {Oyun oynamayı bırak:}: 1. Eğer, bir sorun varsa, o sorunun farkına var, 2. senin taşımak istediğin "şey," belki de taşınmak istemiyordur. 

Sağlamın kendisine aşırı-dokunaklı gelen durumlarda süpermen'i/ süperkadını oynamak gibi enteresan bir huyu vardır. Bunun tepe noktası ise, ayağı alçıda, geçici olarak koltuk değneği kullanan sağlamın  bir anda sakatlarla dayanışma oyunu oynamaya başlayıp, şehrin erişilemezliğine karşı isyanla haykırmaya başlamasıdır. 

[eğer aktivist sakatların lokantalar, sinemalar, kamu binaları vs. önüne işemeye başlamalarını istemiyorsanız, umumi tuvaletleri erişilebilir yapmanız hayrınıza olur!!!]

7. Hayırseverlik sana yarıyor mu?
Ah şu hayırseverlik…
Eğer sağlamın kendine yediremediği bir şey varsa, bu, özgürlüğün, hayırseverlikle verilen kokuşmuş artıklardan değil, özerklikten geçtiğidir. Sağlam pek naziktir; her zaman yardımda bulunmak, avuçlara bir şeyler tutuşturmak ister (son derece iyi planlanmış bir zamanlamayla, ve her şeyden önce, özellikle diğer sağlamlar ona bakıyorsa)… Sorun şu ki, hiçbir zaman, sakat sağlamın yardımını almak gibi bir arzu besliyor mu, beslemiyor mu, diye kendine sormaz. Ona "cool" gelen şey diğeri için de böyle olmak zorunda değildir (hayırseverliğin günümüzdeki çapraşık tanımı). 
Bir sağlamı en az üç gün sürekli hayır yardımı alır  bir konuma sokun: Bu öyle bir konum olsun ki, karşısına çıkan her nazik sağlam, üzerine basa basa ya da fazla vurgulamadan, gönlünden geldiği için, iyi kalplilikle, iyi niyetle, "memnuniyetle," "hiç sorun değil" diyerek ona yardım edeceğini söylesin. Bu sağlam bir anda mümkün olduğu kadar özerk olmak için yakarır, kendi edimlerinde özgür olduğunu hissetmek ve her şeyden önce kendini dayatılmış bir hayırseverlik karşısında minnet borcu içinde hissetmemek adına. Böyle bir hayırseverlik aracılığıyla, sağlamın yüzüne ayna tutulmuş olurdu; sağlam kendini sürekli araçsallaştırdığı sakatlık konumunda buluverirdi. 

8. Tabii, biliyorum ben. 
Sağlam sakat olmanın nasıl bir şey olduğunu bildiğini söylemeyi sever. Kuzeni bir kayak kazası sonrasında altı ay tekerlekli sandalye kullanmıştır ne de olsa; anneannesi kalçasındaki sorun nedeniyle hafif sekerek yürüyordur; veyahut da bizzat kendisinin sol elinin serçe parmağı kesiktir: bu sağlam dadaş, bizimle pek de duygu-daştır, anlayışla doludur. Der ki, "böyle" "yaşamak ne kadar da zor olmalı" "hayal edebiliyorum" … "böyle" yahu he?!… Kendisi "böyle" yapamazdı, hayata devam edemezdi, öğreniriz… Böylece, sakatın insanüstü (sağlamüstü) cesaretine dua okumaya başlar (buna da değineceğim sonra). Sağlam-stili, her halukarda kendisinin de normal olmadığını söylemeyi sever. "Ben de bir açıdan engeliyim," der bizim duygu-daş, anlayışlı vesaire vesaire, ıvır zıvır  sağlam -- sağlam anında fuzulileşir.

9. Ayaklı İtirafhane olarak Sakat
Genel olarak, sakatın sağlamı anlaması, onu dinlemesi ve teselli etmesi gereklidir. Sağlam sakat karşısında itiraflarını ket vurmadan söze döker; anında "farklı," öyleyse sınırlardan yoksun addedilen sakatın kendisine benzetildiği bu iyi kalpli itirafhane, bu biçimsiz savak karşısında sağlam içtenliğini üzerimize boca eder.

10. Sakat: Yanı başınızdaki Egzotizm
Evet, sakat, bu garip varlık: bazen aşırı göze çarpan, bazen görünmez kalan, bazen delicesine zeki, diğer zamanlar dibine kadar salak, bazen aseksüel, bazen sekso-manyak (hemencecik sterilize edilmesi gereken sapık versiyon), bazen aşkın bir güzellik, diğer zamanlar ucube…. Ne kadar söylesek az: sakat egzotiktir. Kendi sağlam arkadaş grubuna sunacağı bir sakat ahbabı olunca, sağlam kendini "cool" hisseder. Sağlam kendini böylelikle insancıl bir ruha sahip sayar; der ki, toplumun hangi açı(lar)dan elemeci ve dışlayıcı olduğunun somut olarak farkındadır, ve buna isyan eder (kendisinin bu durumdan duyduğu rahatsızlığa sakatın tanıklık etmesine özen gösterir)… Sorun şu ki, böylelikle, bir anda toplumu suçlamaya başladığında, kendini toplumdan ayrı bir yere koyarak kendi sorumluluğunun üzerini örter.

11. Sağlamcılık Çözüldüğünde
Cinsel açıdan, sağlam, sakatı takıntılı bir şekilde kategorilere böler. (eğer bir gün bedenli cinsellikler üstüne Zig_ze_Yalnız_Trans-kötürüm-kızoğlan imzalı bir karşı-çalışma çıkarsa, bunun nedeni kurumsallaşmış nevrotik ve heteronormalleştirilmiş saçmalıkları okumaktan gına gelmiş olması olur).Genelde, onu gayri-cinselleştirir, hatta "vahşice" (aynen böyle) çocuklaştırır. 
"Vahşice" çünkü sağlam ister hiç hareket etmez olsun, ister alışıldık iletişim biçimlerinin hiçbirini kullanmaz olsun, hiçbir bedenin libidodan mahrum olmadığının gayet de farkındadır; ancak kendisi birbirinin aynı bedenler karşısında  dahi cinselliğiyle baş etmekte halihazırda büyük sorun yaşamaktadır; bu durumda, kendisinden farklı, bedensel göndermelerinin tutmayacağı bedenler karşısında hiçbir hakimiyet iddiasında bulunamayacağı düşüncesi onu derin bir paniğe sürükler. İşte sakat, onun bedensel kodlarının, sağlam-erkeklik zirvelerinin, bozguncusudur. 

12. Seks oyuncağı olarak Sakat
Buna paralel, sağlam sakatı özel olarak kategorize eder ve fetişleştirir. Bir körün dokunuşları herkesten iyidir; bir paraplejik deli gibi emer, bir cüce veya ampute fazlasıyla ateşlidir; bir tetraplejik [tüm vücutta hareketsizlik], varolan tüm cinsel ketlerin aşılması olanağıdır. Röntgenci ve edilgen: bu rollerin ikisi de aynı anda sakata atfedilir. Ama ondan bu rollere uygun şekilde (zira, sağlamlar için edilgenlik=itaatkarlık) cinsel ilişkide itaatkar olması da beklenmez zira sakatın erotik roller oyununun bilincinde olduğu düşünülmez. Sakatın sakatlığı kendisi için halihazırda erotik olduğundan erotik olması ise zaten hiç beklenmez. 

Sakat, denemeye gelir (ve sakatı "deneyen" zorunlu olarak sürekli sağlamdır; tersi, sakatın sağlamı denemesi, sağlam için düşünülemez bir şeydir)… Bunun üstüne, kendi bedenine uymayan bedenlerden haz almayı beceremeyen sağlam, sakat partnere "kusura bakma; denedim, biliyorsun" diye mıymıy ederek uzaklaşma eğilimindedir. Küstahlığa bakınız! Bazen de, tabanları yağlamasının sorumluluğunu dahi hiç üstüne  almak üstümez ve sakata sağlam cinselliği denen lüks için açıkça fazla sakat olduğunu söyleyerek suçu ona atar.

13. Pikachu'dan daha tatlı… 
Erişkin sağlam, sakatı sıklıkla pokemon sanır. Bazen, sakatı yolda gördüğünde gidip ona dokunmak, tercihen tutup kollarına almak, sevip-okşamak, öpüp-koklamak, fotoğrafını çekmek [evet, cidden!]… hatta bunlarin hepsini bir hamlede yapmak (40 yaş üzeri ev kadınlarının uzmanlık alanı) gibi karşı gelemediği bir arzu duyar. Tabii, gözleri hazır-üretim duygularla dolu dolu, suratına ulvi bir gülümseme yerleştirmeyi, araya umut ve cesaret üzerine tipik yorumlar sokuşturmayı unutmadan. Sakatın haç taşımasına sağlamın ihtiyacı vardır (… evet de, bu taşınan aslında kimin haçı oluyor?). {Katolikliğe  gönderme: bkz. "haç taşımak" Gündelik dilde, düz anlamının yanında, "büyük bir yükümlülük altında" olmak, "sorun deneyimlemek"} 

14. "Kalk ve yürü (şeytan?)"… elbette canım… {İncil'den, bkz.: "Bir Felçlinin İyileştirilmesi"}
[Bu metin hristiyan hayırseverlik lügatından birkaç parça kullanıyor; bu, katolik kültürünün sakat-sağlam ilişkisinin her yerine nüfuz etmiş olmasının işareti]
Bir sakatla karşılaşınca ona İncil, haç, muska veya başka bir dini oyuncak vermek (zorla) de sağlamın aklına eser (sakat hayat boyu bunlardan bir koleksiyon yapmaya hazır olmalıdır). Ardından sakata , iyileşmek için Tanrı'yı yüreğinde kucaklaması gerektiğini anlatır: biraz çaba gösterirsen, mucize yanı başında belirecek… Ayrıca bir de,  gözler kocaman açılmış, parmaklar heyecanla sakata dikilmiş,  ona içinde şeytan olduğunu (öyleyse, kendisi kromozom 5 oluyor?!)… veya o şahane budist ilke gereğince, sakatın daha önceki hayatında kötü bir sağlam olduğu için "bu şekilde" reenkarne olduğunu bildiren --iyi olmuuuuşşşşş, hak etmişssindir vs.-- çılgın fanatik sağlam versiyon vardır. 

15. Ölümcül Kaza mı, Kaderin Acı Cilvesi mi?
Sakatla karşılaşan sağlam, karşı koyulmaz biçimde "kaza mı oldu?" diye sormak ihtiyacındadır. Eğer, "hayır, doğuştan" cevabını alırsa, delicesine rahatlar; bu, ona (kendisinin paçayı kurtardığı) "kader" karşısında, kendi pek güzel, etkin bedeninin güvenliğinden emin, ferahlama şansı verir. 

Eğer "kaza" derseniz, sağlam büyük olasılıkla, gizleyemediği bir panikle, "böyle bir şey, ah ne kadar acı verici, düpedüz korkunç olurdu; umarım benim başıma gelmez" umudunu --ah, şu sağlamın umudu-- korkuyla yüksek sesle dillendirmeye başlayacaktır… sakat,  sağlam karşısında böylece korkunç bir dev yaratığa dönüştüğünün farkında, bu umudu onaylar…

16. Hazır-Kalıp bir Beden
Kimse sağlama onun işlevsellik-kullanışlılık ilkesince yönetilen yaşamının dışında kalan alternatif yaşamları hatırlatmaz. Görmeden ya da bacaklarını kullanmadan yaşama, ona kabus, zulüm, cehennem, "tanrım, ne korkunç" vs. gibi gelir. (sağlam her zaman bir sürü acınacak sıfat bulabilir).
Durum şu ki, sağlam, bedenini hiçbir zaman gerçekten öğrenmez; bedenini deneyimlediğinden fazla kullanır. Kendi fiziksel performanslarını gözlemlemeye meraklıdır; ama bunların alternatiflerini (duyumsallıkları, hareketleri, güçleri, mekan tasavvurlarını) devreye pek sokmaz. Bedeninin işleyiş-tarzını nasıl yeniden yazacağını öğrenmemiştir. Bu sosyo-bedensel işleyiş-tarzı (Üretim-Tüketim-Üreme formatı) ona sokakta nasıl yürüyeceğini, bir gişede nasıl (ayakta) duracağını, kiminle ve nasıl aşk yapacağını, nasıl yazıp-çizeceğini, nasıl dans edeceğini, nasıl sigara içeceğini vs. öğretmiştir. Tüm sağlamların aynı işleyiş-tarzına sahip olması önemlidir: Bu, anarşiyi önler. 

17. Varoluş aynası
Bir sakat karşısında, sağlam bazen takıntılı bir şekilde "bir şeye ihtiyacın varsa söylersin değil mi, hı?", "ihtiyacın yok mu? Emin misin?" diye sorup durur.  Böyle durumlarda sağlam, kendisinin sakatla tüm ilişkisini destabilize eden dipsiz bir endişeye kapılmış görünür: kullanışlılıktan yoksunluk endişesi: Sakatın varlığı karşısında sağlamın aklı o kadar allak bullak olur ki, sağlam kendi (fizikselliğin haricinde tahayyül edemeyeceği) işlevselliğinin  garantisini tekrar edinmek ister. Bunun için  sakatı hemencecik karşılıklılığa dayanmayan bir bağımlılık / itaat ilişkisine sokması gerekir. 

18. Sağlamlar, Cesaretiniz Bol Olsun {gündelik kullanımda: "size kolaylıklar/ kolay gelsin" gibi}
Sakat, sağlama hayatını olduğu gibi sevdiğini anlatacak olsun, ikincisi giderek şüpheci bir poza bürünür. Sağlama kalacak olursa, sakat "sakatlığından acı çekiyor" olmalıdır.  Sağlam, sakatın hayatını uzun süreli bir ceza gibi görmek ister.
Böylece sağlam, sakatı son derece cesaretli biri, savaşçı saymak ihtiyacındadır. Bunun iki nedeni var: İlki sağlamın kendini yeniden-garantiye almaya yönelik güçlü arzusudur: Eğer sakat kusurlarıyla hayatını sürdürebiliyorsa, sağlam kendisine dünyada her şeyin mümkün olduğunu, kendisine göre yapılmış bu dünyada her şeye kadir olacağını söyler.
İkinci neden, bunu yaparak sağlamın, sağlamcılığın sakatı maruz bıraktığı şeylere karşı kendi suçunun üzerini örtebilmesidir. Cesaretinden ötürü ne kadar fazla övülürse, der sağlam içten içe, sakat sürünmeye o kadar fazla devam edebilir. 

* * * İŞTE 
Böyledir, sağlam
(Onun diyeceği gibi) Amin. 

Kurumlara kapatılmış sakat da derinden acınası/ patetik haldedir, belirtmek gerek. Bu konuda, "acınası sakat" diye ikinci bir broşür yazacak kadar şey var; konuya dair söyleceklerim eğer bir gün ilginizi çekerse...

Bu metnin, (ara sıra) "okudum, artık biliyorum" diyebilmek için, tahakküm üstüne yazılan metinlerin katalogunu elinde bulundurmayı seven Batılı sağlamın vicdan ferahlığı için bir başka araç olmasını istemediğimi özellikle belirtmek niyetindeyim. 
Yine de, eğer "okudu"ysa ve "şimdi anladım" diyorsa, öyle hareket etsin.

Burada itham ettiğim şey, benim de sorunum: bu metin beni sorumluluktan kurtarmaz; ben kendimin de bazen sağlamcı biçimde hareket etmiş olduğumun bilincindeyim (ama yine de çok da fazla değil; abartmaya gerek yok…)

"Ben" dediğim: Zig, burada ve Sağlamülkesi Fransa'nın başka bir yerinde.
Sakatların Savaşım Kurulu'nun(1) [CLH] Talepleri
  
(VST Dergisi, 2011 [1978'den yeniden basım])

    Sakatların savaşımı, bazılarının görmek istediğinin tersine, marjinal bir savaşım değil, sınıf savaşımının temel ögesi olan bir savaşımdır. İş koşulları nedeniyle süreğen hastalıklara ve çoklu sakatlıklara en çok maruz kalan işçiler olduğu için, CLH'nin talepleriyle yürüttüğü mücadelesi işçi sınıfı mücadelesine bütünüyle dahildir: sadece, iş güvenliği ve çalışma koşullarında hijyen talebi, iş kazalarının ve mesleki hastalıkların önlenmesi --ve meydana geldikleri durumda, sakat ya da değil, tüm işçiler için tazminat-- gibi dolayımsız talepler nazarında değil; verimlilik ve çalışma ritmi düzenlemelerine karşı, sakat veya değil tüm işçiler adına yürütülen, uzun dönemli hedefleri temsil eden siyasi kavga için geçerli olduğu gibi,  ancak iktidarın proletarya ve onun müttefikleri tarafından ele geçirilmesiyle ulaşılabilecek hedeflerde de.

    CLH kararlıkla güttüğü hedeflerle, kendini açıkça politik olarak deklare eder, "sağdan veya soldan" gelsin, her tür hümanizm biçimini reddeder ve onunla savaşır;  burjuva iktidarının sakatlara biçtiği rolü onlara dayatırken sakatların çıkarlarını temsil ediyormuş pozuna bürünen derneklerin (APF, UNAPEI, FNMIP vs.) aksine, CLH kapitalist iktidarla her tür işbirliğine karşı savaşır.

    Biz işçi sınıfının, en çok sömürülen, bir parçası olduğumuz için, taleplerimiz dar korporatif talepler olmadığı için, CLH istihdamın ve hayatın kapitalist örgütlenmesinin köktenci biçimde dönüştürülmesi şiarını yükseltir. Bu yüzden, devrimci hedefler uğrana savaşan işçi militanların, sakatların savaşımını burjuva ve kapitalist devletin yıkımı adına işçi sınıfı ve müttefiklerinin yürüttükleri genel savaşıma dahil etmeleri gereklidir.

İlk bölüm
İstihdam


1. Tüm sakatlar için, sakat veya değil tüm çalışanlarla aynı şekilde, çalışma hakkı: Bu, her tür verimlilik, çalışma ritmi ve prim düzenlemesine  karşı dolayımsız ve sistemli bir savaşımı gerektirir.
2. Özürlü çalıştırma atölyelerinin, istihdam bürolarının, yoksulluğun aşırı-sömürüsüne ve ondan rant elde etmeye (evden çalışma da buna dahildir) odaklı tüm mekanların kapatılması.
3. Tüm iş mekanlarının erişilebilir kılınması ve yeniden düzenlenmesi.
4. Eşit kalifikasyona eşit ücret.
5. Sakatlık derecesi ne olursa olsun, mesleki formasyon, kalifikasyon, promosyon hakkı.
6. Kamu sektöründe eşit kadro hakkı.
7. Ömür boyu aşağı, diskalifiye işlere mahkum eden, sakatlara ayrılmış işlerin ortadan kaldırılması.
8. Ancak iş yerinde düzenleme ve erişilebilirlik açısından gidere neden olmayacak sakatları seçerek, ağır sakatları işssizliğe ve dilenciliğe mahkum eden %3 yasasının derhal kaldırılması.
9. Tüm toplu taşımada erişilebilirlik.
10. Sakat veya değil, ve sakatlık derecesinden bağımsız olarak,  mesleki formasyon okullarının tüm çalışanlar için çoğaltılması.
11. Varolan tüm mesleki okulların derhal sakatlara erişilebilir kılınması ve buralarda sakatlar için gerekli düzenlemelerin yapılması.
12. Sakatların özel sektörün ve kamu sektörünün her yerine erişimi.
13. Sakatların belirli işlerde çalışmalarını önleyen iş yasaklarının kaldırılması.
14. Mesleki yönelimin ilgiye göre özgürce seçilmesi.
15. […] (2) lümpen proletaryanın işssizlik oranının belli bir seviyede tutularak çalışanlara düşük ücret verilmesi için kullanılmaması.
16. Şirketlerde iş güvenliği ve hijyenin, iş kazaları ve mesleki hastalıklara karşı önlemlerin   arttırılması.
17. Tüm işsiz sakatlar için derhal asgari ücret.
18. Sakatlıkları nedeniyle çalışamayacak, ciddi sakatlıklara sahip herkes için derhal asgari ücret.
19. Kaza geçirmiş veya aniden hastalanmış çalışanın nitelik ve ücret kaybına maruz kalmadan, hızla iş için yeniden eğitimi ve işine geri dönmesi

Tüm sakatların istihdamın her alanına erişimi demek, şu demektir:
-Fiziksel özerklik ve maddi bağımsızlık için gerekli teknik araçların sağlanması
-Tüm gettoların (özürlü çalıştırma atölyeleri, istihdam büroları vs.) kaldırılması
-Verimlilik, çalışma ritmi düzenlemelerine karşı, sakat veya değil, tüm işçiler adına, derhal savaşım.
-Ayrım gözetmeden, herkese çalışma hakkı.



Notlar
1. Bu belge, Handicapés méchants {Pis Sakatlar} dergisini de basan Comité de lutte des handicapés (Sakatların Savaşım Kurulu)'ın eseridir {1972 yılında Fransa'da sosyalist-anarşist Front Libertaire'den sakat militanların kurduğu örgüt}. Belgeyi burada eskiden çıkan aylık dergi Champ social'de […] basıldığı haliyle yeniden yayımlıyoruz.
2. Hiçbir sansür uygulamadık. Bu maddenin girişindeki boşluk, belgenin 1978 sonbaharında Champ social'de basılan halinde mevcut.

{refik'e teşekkürle}

"Biraz da Sakatlık Konuşsak: Kuramlar ve Deneyimler" Paneli Ardından

Önceki başlıkta bahsettiğimiz Sakatlık Çalışmaları derlemesi vesilesiyle Tüyap Kitap Fuarı'nda "Biraz da Sakatlıktan Konuşsak: Kuramlar ve Deneyimler" adlı bir panel düzenlendi. Can Evren'in panele ilişkin yazısını, kendisine teşekkürle, ekliyoruz.

Biraz da Sakatlıktan Konuşsak: Kuramlar ve Deneyimler, TÜYAP Kitap Fuarı, 13 Kasım 2011
Sakatlık Çalışmaları, Der. Dikmen Bezmez, Sibel Yardımcı, Yıldırım Şentürk
Koç Üniversitesi Yayınları, Ekim 2011
567 sayfa, 30 TL.

Dün TÜYAP’ta, yukarıdaki başlıkla bir panel düzenlendi. Panel, Türkiye’de sosyal bilimler akademik çevresi tarafından yayıma hazırlanan ilk Sakatlık Çalışmaları derlemesinin tanıtımı olduğu kadar, sakat aktivistler ile konuyu gündemine almış akademisyenler için bir buluşma, tanışma ve tartışma imkanıydı. İlham dolu bu panelde etkileyici olan neydi peki? Sakatların sıkıntılarını anlattıkları, birbirlerini dinledikleri bir panel olmanın ötesinde sakatlık deneyimini içinde bulduğumuz dünyanın diğer dışlanma deneyimleri ile yanyana getirmek, ortaklıkları tartışmak nedense panelin esas konusu oluverdi. Eşcinseller, azınlık halklar sık sık telaffuz edildi. Sakatlık deneyimi ile farklı dışlanma deneyimleri arasındaki ortaklık önümüzdeki günler, aylar, yıllarda peşimizi bırakmayan bir soru olmaya devam edeceğe benziyor.

Perondan bir adım aşağı…

Sakatlık konusunu sağlam bedenli birine, dolayısıyla en başta kendim(iz)e anlatmanın yolu kısadır: 5 yıldır her yıl indiğin-bindiğin tramvay durağında peron ile vagon arasındaki yükseklik farkı senin için gözden kaçan bir ayrıntıdır. Bin kere de binsen, on bin kere de binsen fark etmeden geçebilirsin. Halbuki iki ayağı üzerinde yürümeyen biri için o yükseklik farkı her gün toslanan bir duvardır. Ufak bir ayrıntı gibi görünen fark, sakat bir kişi olmanın kurucu, temel meselesidir. Engel dediğimiz işte bu adım farkıdır. Sakatları bir adım aşağıda bırakır. Engel sende veya bende olan bir kişisel nitelik değildir; seni ve beni birbirimize bağlayan ortak dünyanın, birbirimizle ilişki kurmamızın koşulları ile ilgilidir. Bu dünya bana göre tasarlanmış, seni dışarıda bırakmış, en iyi ihtimal seni sonradan hatırlamıştır.
Farklı doğar ve yaşadıkça farklılaşırız. Ancak aramızdaki dünyanın kurulumu bu farklılıklardan eşitsizlikler oluşturur, eşitsiz bir dünya besler zira farklılığa göre değil aynılığa göre tasarlanır; yapılı çevre, eğitim, çalışma dünyasıyla. Perondaki adım farkı bunun en çıplak, fiziki görünümüdür. Sakatlık da eşitsizliğin çıplak gözle görülebildiği yegane örnektir belki de; biri geçer perona, diğeri kalır. Görünür bir filtre gibi. Fakat sakatlar çok iyi biliyor (ve hiç durmadan söylüyorlar ki) yaşanan eşitsizlik o fiziksel adım farkından ibaret değil. Bakışlarda, göz çevirmelerde, şüphelerde, hırıltılarda da yaşanır ve  gerçek sonuçlar verir. İşte çıplak fiziksel dünyadan, seni ve beni birbirimize bağlayan dünyanın manevi ilişkiler zincirini çözümlemeye geçen, yaşanan eşitsizlikleri görünür kılmak isteyen sakatlar şunu söylüyor: Biz biliyoruz ki gözleri görmediği için işe alınmayan kör adam ile Türkçeyi aksanlı konuştuğu için işverenin şüphesini çekenler ortaktır. Bu dünyada adilce yaşamanın koşulu verili bir tanıma uymak değil, bu dünyayı paylaşmanın kendisi olmalıdır zira sakatlık, bedenin sakatlanabilir olduğu gerçeği, herkesin her an aynı tanıma ve beklentiye uyamayacağının çıplak bir göstergesidir. Mesele sakatları korumak, onlara yardım etmek değildir; sağlam bedenliler dünyasını, herkesin dünyası kılabilmektir ki “biz sakat vatandaşlarımıza sahip çıkıyoruz” diye zeytinyağı gibi üste çıkanlar hayırseverler kalmasın.

Mesafe

Sakatlığın anlatımı işte peron ile vagon arasındaki mesafenin matematiğidir. Matematik şu anlamda: o mesafenin aşağıda kalan sakata yaşattığını anlamak ve anlatabilmek için mesafeyi fiziksel bir sorun olarak anlamaktan bir ilişki sorunu olarak anlamaya geçmek gerekir. İşte sakatlar bunu yapıyor ve karşılaştıkları engellerin fiziksel engellerin ötesinde de varolduğunu söylüyorlar. Peron ile vagon arasındaki fiziksel mesafe yalnızca bir maddi tasarım sorunu olsaydı tek konuşması gereken şehir planlamacıları ve inşaatçılar olurdu. Halbuki sakatlar o mesafenin kızgınlığını, hayal kırıklığını, küskünlüğünü yaşıyor ve biliyorlar. Farklı bedenlere ve protezlere şüpheyle bakan, içten içe onu yakınında istemeyen, “olmasa daha iyiydi” diye düşünen zihinler gerçek eşitsizlikleri yaratır. Mesafe peronlar ile vagonlar, merdivenler ile tekerlekli sandalyeler, braille alfabesi ile kabartmasız kitaplar arasında olduğu gibi Türkçe eğitim ile anadili Türkçe-olmayanlar, erkek-kadın kalıpları ile bu kalıplara uyumlu doğmayan LGBT bireyler arasında da mevcut. Peron ile vagonu hemzemin hale getirme talebi, perondan bir adım aşağıda kalan herkes için bir eşitlik mücadelesi çağrısıdır. İşte sakatlar dün, TÜYAP’taki panelde bunu söylediler.
Vagondan bir adım yukarı….

Sakatların sağlam bedenliler dünyasında yaşadığı eşitsizlik deneyiminin matematiğini sunmak, o mesafeyi katetmek için yeterli değil elbette. Sakat aktivistlerin örgütlü siyaset mücadelesine yaptığı vurgu işte bu yüzden önemliydi. Eşitsizliklerin halihazırda varolduğu dünyamızda vagondan atılacak adım için bir beraberlik gerekiyor. Düşe kalka, takıla takıla gidilecek bir yol; yatay bir beraberlik ile dikey bir mesafeyi katetmek… Yolu katetmenin fiziksel bir çaba gerektirdiğini, bu mücadelenin ancak birarada mümkün olduğu aşikar. Fiziksel şartların birarada olmayı engellediği dünyamızda ise buna imkan veren şey fikirler ve kavramlar olabilir; fiziksel dünyanın engellerini daha hızlı aşan, bedensiz varlıklar yani. Yalnızca sakatların birarada olmasıyla sınırlı değil. Eşitsiz ilişkilerin altta kalanların birbirlerine aradaki mesafeyi yürümede destek olması mümkün. Peron ile vagon arasındaki mesafenin matematiği işte bir soyutlama olduğu ölçüde (ki matematik bir soyutlamadır) farklı mesafe katetme çabalarını ortaklaştırabilir.

İşte Yrd. Doç. Dr. Dikmen Bezmez, Yrd. Doç. Sibel Yardımcı ve Yrd. Doç. Dr. Yıldırım Şentürk tarafından derlenen Sakatlık Çalışmaları başlıklı kitap, akademik görüntüsünün ardında okuyuculara bu matematiği sunmayı hedefliyor. Sakatlık deneyimini lanetli bir tecrit şeklinde deneyimlemenin tek ihtimal olmadığını, yaşananların evrensel bir dışlama sorununun parçası olduğunu anlatmayı hedefleyen makaleler ile dolu. Belki de cezaevinde tecrit edilen aktivistlerin kitap okumaya yönelmesine benzer bir çağrı yaptı Bülent Küçükaslan ve yalıtılmış dünyalara hapsedilen sakat bireylere kitabı okuyarak özgürleşmeyi önerdi; Nazmiye Güçlü’ye fazla iyimser gelse de.

Can Evren

Haber: Sakatlık Çalışmaları Çeviri Derlemesi

Güncel: Koç Üniversitesi Yayınları’ndan Sakatlık Çalışmaları adlı bir çeviri derlemesi çıktı (bildiğimiz kadarıyla, ilk olarak bugün Tüyap Kitap Fuarı’nda satışa sunulacak). Türkçede sakatlık çalışmalarının özerk bir alan olarak varlığı açısından bu derleme önem arz edecektir. Kitap elimize henüz geçmedi; ancak özenli bir çalışmanın ürünü olduğunu biliyoruz. Elimize ulaştıktan sonra, çevirideki kilit kavramları burada kullandığımız kavramlarla karşılaştırarak bir sözcük dizini çıkarmayı umuyoruz (bazı kavramları farklı çevirdiğimiz kesin ve tam bir örtüşme sağlamak mümkün olmayacaktır; ancak önemli farklara işaret etmediği durumlarda buradaki ham çevirileri de mümkün olduğunca kitabın kavramlarıyla denkleştirmeyi düşünüyoruz).

Kapitalizmi Sakatlamak ve Normaliyet İdeolojilerine Direnen bir "Köktenci Eşitlik" Anarşizmi

Kapitalizmi Sakatlamak ve Normaliyet İdeolojilerine Direnen bir "Köktenci Eşitlik" Anarşizmi

Liat Ben-Moshe, Dave Hill, Anthony J. Nocella, II ve Bill Templer

"Dis-abling capitalism and an anarchism of “radical equality” in resistance to ideologies of normalcy," Contemporary Anarchist Studies (2009) içinde, ss. 113-122
Sakatlık çalışmaları görece yeni bir akademik alan. Kısmen sakat hakları hareketinden ve, büyük ölçüde bir dizi farklı toplumda "sakat" olarak etiketlenip marjinalize edilen insanların tetiklediği, toplumsal değişim talep eden eylemlilikten beslenerek ortaya çıktı (Barnes ve diğerleri 2002; Kafka 2003; Malhotra 2001). Feminist çalışmalar ve queer çalışmaları gibi, sakatlık çalışmaları da hukuk, kültür ve toplumun eleştirisi için kavramsal bir çerçeve sunuyor. Sakatlık çalışmaları sakatlığın toplumsal inşasını, sağlamcılığı destekleyen ve besleyen iktidar yapılarını ve normaliyet düşününü inceleyerek sakatlığın anlamını yapısızlaştırıyor ve yeniden inşa ediyor. Sakatlık çalışmalarına dahil tüm araştırmacıların paylaştığı temel yaklaşım sakatlığın sakat kişinin beden veya zihninde bulunan içkin bir özellik değil, toplum ve sakat olarak tanımlanan kişiler arasındaki etkileşimde devreye giren sosyo-kültürel dinamiklerin sonucu olduğu.

Hemen bu noktada dillendirmemiz gereken bir husus tüm insanların farklı ve özgül ihtiyaçlara sahip olduğu. Öyleyse, "normal", "ortalama" veya "sağlam" gibi terimlerin hepsi toplumsal olarak inşa edilmiştir. Bu öncülden bakarsak, sakatlık ikili bir karşıtlık (sakatlık/ sağlamlık) olarak değil, bir tayf olarak görülür. Sakatlık/ sağlamlığın ikili karşıtlık olarak inşası  ve tikel bireylerin bu karşıtlığın bir tarafına yerleştirilmesi iktidar ilişkilerinin, üretken beden idealine, işe-yararlık, bağımsızlık ve toplumsal-ekonomik katkılar üstüne hegemonik inançların sonucudur.

Alan Moore (2007) faşizmin ve "birlikten güç doğar" faşist anlayışının zıttı olarak anarşi düşüncesini anlatırken "farklılıktan güç doğar" ilkesinin anarşizmin neredeyse başlangıç ilkesi olduğunu vurguluyor. Herkes, kendi yeteneklerine, gündemine ve diğer insanlarla ortaklaşa, karşılıklı, dayanışmacı biçimde çalışma ihtiyacına sahip olarak tanınır. Bu, insanları birbirlerinden bağımsız, topluluk veya grup desteğine ihtiyaç duymaz addeden günümüzün neoliberal, kapitalist, ve modernist anlatısına doğrudan karşıttır.

Anarşist kuram farklılığı, hepsi birbirinden farklı olan insanların müşterek amaçları için ortaklaşa çalıştıkları insani tikelliğin büyük toplumsal kaynağı olarak öne çıkarır. Kapitalizm bireyi tüketici veya üretici olarak konumlandırarak "sakat" olarak kurgulananların marjinalizasyonunu destekler. Kapitalizm, özellikle savaş-sonrası aşırı-tüketimci biçiminde, insanlığımızı ve vatandaşlığı ikisi de kapitalizmi destekleyen bu rollere indirgemeye uğraşır. Örneğin, tüketim üretim makinasını destekler zira satın alabilmek için insanlar emek güçlerini satmak zorundadır; ve kapitalizm (devletin ideolojik ve baskı aygıtları aracılığıyla (Althusser 1971; Hill 2004)) insanların tüketimci maddiyatçı arzularını kamçılamak ve sisteme ideolojik desteklerini garantilemek için sonu gelmez kültür savaşlarına girişir (Gramsci 1989; Marcuse 1969). Ancak her bir kişi hayali bir "normal kişi" nosyonuna göndermeyle ölçülüp biçilmekten kurtulup da farklılığıyla tanınana dek, bedenleri ikili bir tipoloji içinde "normal" ya da "sapkın" olarak kuran bir kültürde marjinalize edilmiş, sakat ya da zor durumda kalmış insanlar var olmaya devam edecektir.

Normalleştirme ve Arkeolojisi

Burjuva ideolojisi insanların belirli bir hegemonik değer dizisine ve düşünce kalıplarına uyduğu disipline edici bir dünya yaratır ve bu dünyayı yeniden üretir. (Kökensel eşitliğin zıttı olarak) "yüzeysel eşitlik," normallik, ve "ortalama" olmak o kadar derinlerimize işlemiş ki birçok insan bunları düşünme biçimlerimizi her daim yönlendiregelmiş nötr terimler sayıyor, bunları toplumsal hiyerarşi yaratan doğal olarak verili kategoriler sanıyor.

Oysa, normaliyet  Batı Avrupa'da ve Kuzey Amerika'daki Avrupa kolonilerinde 1800-1850 yılları arasında modernlik projesinin parçası olarak ortaya çıktı. "Normal" sözcüğü İngilizceye 1840'lara kadar girmemişti (Davis 1995; ayrıca bkz. Reiser 2006). Normaliyet kavramından önce ideal (ve zıttı olarak grotesk) kavramı mevcuttu. Greko-Roman kültürde, herkes ideal standardının altında addedilirdi. İdeal ulaşılamazdı ve kusurluluk ikili karşıtlık değil, süreklilik arzeden bir hat temelinde düşünülebilirdi (Yunan heykelleri gibi). Kusurluluk idealden çeşitli derecelerde uzaklaşma olarak kavranırdı, kendinde cezalandırılması gereken bir şey değildi (Davis 2002).

19.yy'de ise, normal kavramı, ortalama kavramıyla ilişki içinde, Avrupa kültürüne girdi; normaliyet böylelikle  ölçüm ve istatistiğin yaratılmasıyla koşut olarak ortaya çıktı. Artık nitelikler çan eğrisi üzerinden temsil edilir, eğrinin uçları anormal addedilir oldu. İstatistik devletin bir aracı (ki sözcüğün etimolojisi de buna işaret eder: Stat(e)istics [State: İng. devlet]), ve modernlikle beraber "siyasi aritmetik" (Porter 1995) olarak yaratıldı. Modernlik ve kapitalizmin öncesinde yönetim organlarının kararlarını büyük ölçüde suç, yoksulluk, doğum, ölüm ve işssizlik oranları temelinde aldığını tasavvur etmek dahi güçtür (Porter 1995). Modernlik ve kapitalizme tekabül eden yeni yönetim biçimi Foucault'nun (1990; Foucault 2003) biyopolitika olarak nitelendirdiği şeydir. Hatta, birey ve grupları kapitalizmde yönetilebilir kılan tam da onların performanslarını ölçebilen bu yeni icattır.

Davis (2002) normaliyet ve normallik arasındaki bir farktan bahseder: normallik normal olma veya addedilme verili durumu iken, normaliyet bedenleri denetleyen ve normalleştiren yapısal alandır. İkincisi normalliğin ardındaki ideolojidir. Bu ideoloji orta sınıfı "ortalama" sayan burjuva normlarıyla iç içe geçmiştir. Davis'in öne sürdüğü temel argüman, sağlamcılık ve normalleştirmenin kınamamız gereken sıradışı pratikler değil, tanımları gereği Batılı modernist projenin parçası olduklarıdır (örneğin, modern ulus devletler, demokrasi, bilim, kapitalizm). Modernizme içkin bir dizi paradoks vardır: örneğin, bireysel özgürlüğe karşı temsili demokrasi, kapitalizme karşı eşitlik. Bir ideoloji olarak normallik bu paradoksları görünürde çözer. Zenginlik bağlamında bakıldığında, bir eğri üzerinde herkesin zengin olamayacağı açıktır. Kapitalizmin sürebilmesi için bazılarının, yani işçilerin emek güçlerinden kar eden kapitalist sınıfın uç sınırda (en zengin, siyasi ve kültürel olarak iktidar sahibi) yer alması gerekir.

Birçokları fırsat eşitliği için savaşıyor; diğer bazı insanlar daha fazla imkan eşitliği için; ancak aynı zamanda uğruna savaşmamız gereken şey çeşitlilik ve farklılığa, tikel bireyin salt varoluşuna gerçek saygıda, dönüşmüş ve dönüştürülebilecek bir "köktenci eşitlik" kavrayışında temellenen bir "köktenci demokrasi" [radikal demokrasi] dünyasıdır: bazılarımızın köktenci özgürlükçü dayanışma ve karşılıklı yardımlaşma toplumu, veya demokratik Marksist bir toplum olarak değerlendireceği bir toplumda varolacak bir dünya.

İdealden farklı olarak norm kavramı nüfusun çoğunun bir şekilde ortalamanın etrafında toplaşması gerektiğini ima eder. Normlardan bazıları daha tali (örneğin, hayat tazı, moda ve tüketim kalıpları) bazıları toplumsal düzeyde daha yaygın normlar olsa da (bir dereceye kadar birbirinden farklı olabilen, kapitalizm-yanlısı standart norm dizileri) normlara uyabilmek için herkesin çok çabalaması gerekir; sakatlıkları olan insanlar ve diğer marjinalize gruplar bu normlara uymadıkları için günah keçisi kılınır. Marjindeki insanlara, "normaliyeti" onu aşağılanan ve hor görülen "anormalliğin" zıttı olarak vurgulamak ve değerli kılmak için ihtiyaç vardır. Davis (2002) ayrıca ilk istatistikçilerin aynı zamanda öjenist olarak da bilindiğine değiniyor: Bu, belki de şaşırtıcı bir durum değil zira norm ve ortalama nosyonları nüfusu standart ve standart-dışı nüfus grupları olarak böler. Farklılık böylece yaftalanmış nüfus grubuna yansıtılır ki diğer herkes  normaliyet yanılsamasından nasiplenmek adına çabalasın.

Farklılık (özellikle, aşırı, alt-üst edici farklılık) normaliyetin korktuğu, bastırdığı, savaştığı şeydir. Bu çerçeve bir yönüyle tüm hakim konumların incelenmesinde kullanılabilir; ancak sakat topluluğu için bu çerçeve "sağlam-bedenin" toplumsal inşasını tespit edebilmek açısından özellikle kullanışlı. Sakat bedenin görünüşler dünyasında nasıl yaratıldığını anladıkça sağlam bedenin nasıl yaratıldığını da daha iyi anlarız. Toplumsal olarak inşa edilmiş normal/ anormal ikiliğini bozdukça, belki bir farklılıklar dünyasını da gerçekten görebilmeye başlayabiliriz.

Ancak öncelikle sakat bedenin içkin bir nitelik değil toplumsal bir inşa olduğunu anlamamız lazım. Örneğin, ABD ve zengin kapitalist dünyada, sağlık ve bedensel işlevler üstüne düşüncelerimiz beyaz, heteroseksüel, sağlam ve zenginlere göndermeyle güdümleniyor. Amerika hakimiyetindeki medya bu "hayali sağlamlığı" ve onun zıttını küresel ölçeğe yayarak, kapitalist-olmayan kültürel kodlara sokuyor. Öyleyse görünen o ki, Batılı "normaliyet" kavramı karşısında bir sömürgesizleştirme gerekli (Smith 1999). Kavram ve yöntemde böyle bir sömürgesizleştirme gezegen çapında -merkezsizleşmiş bir biçimde- daha içerici post-kapitalist toplumlar kurabilmek için yapılması gerekenleri düşündüğümüzde temel önemdedir. Sömürgeci kavramların izleri burjuva bilgi üretim sistemlerinin, kuram ve pratiğinin her yanında görülebilir, akademide dolaşımda olan ya da kabul edilen epistemolojilerin neredeyse tamamının altında bunlar yatar.

Sakatlık bir ikilik değil, çokluk üstüne temellenir. O, herkesin farklı olduğunun kavranmasıdır. "Mağdun" ve diğer farklı direnişçi ideolojiler ve pratiklerle beraber sakatlık da normaliyete, ortalamaya indirgemeye, standartlaştırmaya ve rıza göstermeye karşı bir harekettir. Normaliyete değer atfederek, farklılığı aşağı görerek kendimize baskı uygulamak kimliğimizi, gerçekten kim olduğumuzu, bulanıklaştırır, saptırır. Normaliyeti normalleştirmek kapitalizmin istediği, doğanın reddettiği bir şey. Öyleyse, kapitalizm diğer yönlerden olduğu gibi bu yönden de doğayla savaş halindedir. Doğanın verimli üretim, pazarlama ve tüketim amacıyla, denetim, normalleştirme ve stardartlaştırma adına verimliliği arttıracak biçimde genetik olarak dönüştürülmesinin nedeni budur. Mükemmel bir elma nasıl görünür, buna dair kafamızda tek bir imge var; oysa farklı renk ve biçimlerde birçok elma bulunduğunu biliyoruz. Aynı şey tüm bitkiler (ve insanlar) için de geçerli; ancak bilim ve toplum denetim altına almaya çalıştıkça, kendilerini o pek sevdikleri şeyi yok ederken buluyorlar: bitki farklılığını, hayat farklılığını ve, büyük bir endişeyle görüyoruz ki, insan yaşamı farklılığını. Bu farklılık "biyofarklılık direnişi" gibi inisiyatiflerin ve onların hiyerarşilerin kaldırıldığı, yiyecek ve enerji kaynaklarının ekolojik olarak sürdürülebilir kılındığı ve insanların kimliklerinin, oldukları şeyin saygı gördüğü, kabul edildiği bir toplum vizyonlarının koruduğu, kutladığı şey.

Bu, biyofarklılığa ilişkin toplumsal-anarşist bir yaklaşımın vurguladığı ve hayata geçirmeye çalışacağı şeydir de. "Farklı-yetiliğe" ((alter-ability. Burada, dis-ability: yeti-sizliğin zıttı)) ilişkin anti-otoriter bir çerçeve, varolan devletin sosyal hizmet sunumundaki yukarıdan aşağı yönetimcilik eğilimine karşı mücadele edecektir. Daha önemlisi, daha az "sağlam" olanların kendilerinin alternatif yararlı etkinlik yapılarını, özellikle evler, mahalleler ve küçük ölçekli projeler örgütleyen yerel imece grupları düzeyinde (örneğin, yemek pişirme, eğitim, özerk sağlık hizmeti, çocuk bakımı) ortaklaşmacı bir çerçevede bütünleştiriecektir (Herod [2007: 11] bunun bir şemasını veriyor). Herod anarşist sayılabilecek bir toplumda evleri şöyle görüyor:

Evler, bir bina kompleksinde beraber oturan yaklaşık iki yüz kişiden oluşur. Ev, tekil bireyler, çiftler, aileler, ve geniş aileler için farklı yaşamsal düzenlemeler içerir. Komplekste toplantılar, müşterek (ve bireysel) yemek pişirme, çamaşır yıkama, temel eğitim, bina bakımı, çeşitli çalışma atölyeleri, temel sağlık hizmeti, doğum odası, acil yardım, ve çeşitli dinlence etkinlikleri  olanakları bulunur. Evler üyelerin oluşturduğu meclis (ev meclisi) tarafından doğrudan demokrasiyle ortaklaşa yönetilir.

Birlikte yaşamak için kurulan bu tür esnek yapılarda farklı-yetilerde olanlar bugün var olan herhangi bir yapıda olduğundan çok daha iyi bir şekilde içerilir.  James Herod'un sunduğu çerçeve, yeni, köktenci bir biçimde karşılıklı yardıma dayanan bir toplumda yetisi ne olursa olsun tüm insanları içermek için oldukça ilham veren bir çerçeve.

Kapitalizm ve Tüketici

Kapitalizmin en temelde, işgücünü ve tüketici tabanını standartlaştırarak mümkün olduğunca verimli olmak ister, bunun için ne gerekirse gereksin. Kapitalizm hem insanların kimlikleri, zeka ve yetileri arasında ayrımı teşvik eder, hem de insanları üretim araçlarıyla ilişkileri temelinde sınıflara ve sınıfsal zümrelere böler. Kapitalizm ürünün üretim ve tüketiminin standartlaştırılmasını sağlamak için tüketicinin standartlaştırılmasına çalışır. Ayrıca, kapitalizm belirli bireyler (örneğin sakatlar) için ayrı düzenleme yapmayı üretimi yavaşlatan, karı azaltan bir şey addeder. Dünyadaki yoksullarının önemli bir bölümü, muhtemelen yüzde 20 civarı, "sakat" olarak etiketlenip istihdamdan dışlananlar arasından. Bu anlamda, sakatlık yoksulluğun hem nedeni hem sonucu görünüyor (DFID 2000). Toplumsal adalet üstüne çalışan araştırmacılar eşitlik ve standartlaşmaya ilişkin düşüncelerini yeniden gözden geçirmeli ve insani farklılığın getirilerine dair bir diyalog başlatmalılar. Çeşitlilik ve farklılığa saygı göstermeye başladığımızda normaliyete ve burjuva anlamdaki içi boş "yüzeysel eşitliğe" direniş göstermeye de başlarız. Kapitalizm, insanların bireyler, birbirlerinden bağımsız kişiler olduğuna dair boş inancı körükler, oysa hepimiz birbirimize karşılıklı bağımlıyız ve gerçek bir toplumsal ilerlemeyi ancak bundan hepimiz yararlandığımız takdirde sağlamış oluruz. Bu Malatesta'nın (1981 [1984]: 10), "her şeyi müşterek kılmak istiyoruz" sözünün özsel anlamı. O bu anlayışa işçilerin işverenler ve devletlerden kurtulup sadece kendi ortak güçlerine yaslandıkları toplumsal devrim bağlamında varmıştı (Malatesta 1981 [1884]: 28).

Bu, burjuva temsili demokrasisi ve normaliyet kavrayışlarına karşıt bir sınıf savaşımı anarşizmi (ve aynı şekilde, bir sınıf savaşımı Marksizmi/ sosyalizmi) kavrayışıdır. Davis'in (2002: 109-10) vurguladığı gibi, şu anda varolan şey demokrasi değil, "normokrasidir."  İhtiyacımız olan şey, toplumsal varoluş ve karşılıklı yardımlaşma çerçevesinde, derin, köktenci bir demokrasidir [radikal demokrasi], köktenci bir dayanışma içinde beraber çalışan, sağlamlığın ve onun zıttı sayılan şeyin kökten yeniden biçimlendirildiği bir federe komünler ağı. Goldman (1996: 393-394) vurguluyor: "Devrimi ekonomik, toplumsal, kültürel tüm değerlerin gerçek bir yeniden-değerlendirilmesi kılmadığı sürece hiçbir devrim gerçekten ve süreklilik arzedecek bir şekilde başarılı olamaz;" ve bunu derken aklında olan şu: "insanı ileriye taşıyabilecek şey sadece özgürlükçü bir ruh ve yöntemdir" (1996: 393).

Kapitalizmi Sakatlamak: İleriye Gitmek

Toplumsal anarşist kuram ve pratik gelecekte bir dizi hususu dikkate almalı, şunlara olan ihtiyacımızı araştırmalı:

*etkilenen insanların sesini duyur. Bu, toplumsal olarak "sakat" olarak sınıflandırılanların, köktenci bir sağlamcılık etnografisi ve sağlamcılığın içeriden yapısızlaştırılması projesi dahilinde kendi dünyalarından konuştuğu anlatılar demek. Bunlar --burjuva medyasının bazen fiziksel veya zihinsel "zorluk"lardan (burjuva politik doğruculuğunda popüler terim bu) mustarip olanlar üstüne yaptığı haberlerin aksine -- enteresan "insan hikayeleri" olmayacaktır. Tersine, deneyimledikleri tahakküme karşı direnen köktenci anlatılardır (örneğin Fries 1997; Klege 1999; Clare 1999; Michalko 1998; Charlton 1998).

*Laing, Szasz ve diğerlerinin çalışmalarına dayanarak (bkz. Moncrieff 1997), anarşist-sosyalist bir radikal psikiyatri ve "zihinsel hastalık" kavrayışı geliştir. Zihinsel sağlamcılık mücadelenin, inceleme ve çözümlemenin merkezi bir nesnesi olmalı. Örneğin otizm söz konusu olduğunda, "otistik" bir çocuk annesi olan Nadesan'ın (2005) otizme ilişkin düşünme (ve davranış) biçimlerimizi şekillendiren toplumsal pratikler ve kuramları, ve bunların "otistik" veya benzer biçimde yaftalananlar ve yakınları, sevdikleri üzerindeki etkilerini incelediği çalışmalar gibi önemli çalışmalar temelinde toplumsal-anarşist yaklaşımlar geliştirmeliyiz. Yine, otizmin toplumsal inşasını ifşa etmek ve otizme sahip insanların (sözel veya değil) "seslerini" dahil etmek konusunda Doug Biklen'in çalışmaları da (1992, 2005) örnek teşkil eder.

*anarşist çözümlemeyi sakat hakları aktivistlerinin ve araştırmacılarının süreğen çalışmalarında temellendir - yönelimleri bazen burjuva da olabilen, Society for Disability Studies gibi ve diğer söylem toplulukları ve direniş odaklarında.

*sakatlık/sağlamlık çözümlemelerinde toplumsal sınıf boyutunu daha ampirik bir biçimde vurgula: Örneğin, İngiltere'de sakatlık alanındaki "hakim yönetimcilik kültürüne" meydan okuyan Barefoot Social Worker Kolektifi'nin araştırma ve eylemliliğinin yaptığı gibi. Toplumsal sınıfla iç içe geçen sağlamcılık ideolojileri sosyal hizmet görevlilerinin gündelik pratiklerinin temel bir meselesi (Searing 2006, 2002). Ayrıca, sosyal hizmet yöntemleri, sosyal hizmeti temellendiren değerler, sosyal hizmet pratikleri her yerde "otantikleştirilmelidir:" Özellikle dünyadaki toplumsal çoğulluklar arasında (Ling 2007; 18-24, 26-32): bu, sosyal hizmet kuram ve pratiğini yerel kültürlere dayandırarak yapılabilir.

*"açık konuşmayı" öğren: anarşist-sosyalist söylemi çalışan insanların ve çeşitli (öğrenme, bilişsel, duyusal) sakatlıkları olan insanların rahatça anlayabileceği bir dil, üslup ve formatta geliştir. Bunun anarşist mirastaki temel bir örneği iki İtalyan çiftçinin kapitalizmin doğası, kendi deneyimledikleri sömürü ve işçi mücadelesine ilişkin konuşmalarını içeren Malatesta'nın diyalogudur (1981 [1884}). Emma Goldman'ın birçok eseri de İngilizcede rahatça erişilebilir, kavranabilir nitelikte. Açık bir dile sahip köktenci düşünce tüm demokratik söylemin temel bir ilkesi olmalı. Ayrıca, Alan Moore'un V for Vendetta'sı, Marjane Satrapi'nin Persepolis'i veya Charles Burns'ün Black Hole'u gibi, ancak sağlamcılık gibi sorunları anarşist-sosyalist sınıf mücadelesinin bakış açısından serimleyen çizgi romanlara daha çok ihtiyacımız var.

*sunumlarımızı, konuşmalarımızı ve yazılarımızı herkes için erişilebilir kıl. Evrensel tasarım ilkelerini hayata geçirmek, her birimizin bilgiye erişim ve erişmeyi tercih ettiğimiz yollar farklı olduğu için konuşurken ve sunum yaparken birçok farklı aracı kullanmamızı içerir (Burgstahler 2001). Bazıları dinleyerek öğrenir, bazıları da görsel örnekler ve zihin haritaları yardımıyla öğrenir: çoğul zekamıza ((intellect)) ve gücümüze hitap etmeliyiz (Gardner 1983). Bu, düşüncelerimizi (yazılı, sözel, görsel) çoklu formatlarda sunmayı, tartışmaya dahil olmak için katılımcıların duyabilmelerinin, görebilmelerinin veya okuyabilmelerinin zorunlu olduğunu varsaymamayı gerektirir.

*sağlamcılık ve onun yıkıcı etkilerine karşı "bilgi temelli bir direniş" adına daha somut eğitsel materyal üret. Bu, duvarları olmayan yapılandırmacı, "içerici" bir derslikte köktenci bir kapitalizmi sakatlama pedagojisi yaratmak demektir (Marlowe ve Page 1998). Bu noktada bir yaklaşım, bir "empati müfredatı" dahilinde öğrencilerin, örneğin görmeyen, duymayan, uzuvları olmayan veya başka bir açıdan "farklı-bedenli" kişilerin hayatlarında bir günü veya saati tahayyül eden, "sakatların" akıl veya yüreklerinde ne olabileceği üstüne iç söyleşilerini yazıya dökmeleri aracılığıyla toplumsal imgelemi okula götüren yaklaşımdır (Christensen 2000: 6-7, 134-137). Her yaştaki öğrenci ((learner)) için, "sakat" yaşam dünyalarıyla köktenci empati gerektiği üzere Vyogtsky ((Rus psikolog, sakatlığın toplumsal olarak kuruluşunu özellikle gelişim psikolojisi alanında çalıştı))'inki gibi yollarla temellendirilerek desteklenmelidir (Berk ve Winsler 1995).

Sonuç

En temelde, sakatlığı bir süreklilik ve dünyayı kavrayışımızı zenginleştiren bir prizma olarak görmeliyiz. Sakatlığın merceğinden bakarak, bizatihi sakatlığın inşasını sorgulayabiliriz. Kendi sağlamcılığımızı mercek altına almak için sakat olduğumuzu hayal etmemiz gerekli değil. Neden bir beden durumu sakatlık olarak tanımlanır? Bu tür tanımlar hangi çıkarlara hizmet eder? Yafta üretmenin sonuçları, bütünüyle, nedir? Bu mercekten bakınca, sakatlayıcı engelleri ve tutumları yok eden içerici derslikler ve topluluklar nasıl kurarız, düşünebiliriz. Bu noktada bazı belirli örnekler, sınıflarda (Ben-Moshe ve diğerleri, 2005) ve toplumsal hareketlerde (kadın araştırmalarında sağlamcı metafor kullanımının eleştirisi için bkz. May ve Ferris 2005) sağlamcı dil kullanımını sorgulamayı içeriyor.  Öğrencilerin belirli bir fikrin "sakat" ya da "gerzekçe" olduğunu söylediğini an, onların olumsuz bir varlık olarak sakatlığa dair varsayımlarını sorgulamak için çok elverişli bir andır.

Ayrıca, Marx'ın düşüncenin "bu dünyaya aitliğini pratikte kanıtlaması" tezini (1845: 33)  vurgularsak, kısmen anarko-pedagojik pratiğimizi kuran eğitim materyalleri aracılığıyla, materyalist olmalıyız. Emma Goldman'ın (1996: 402) hatırlattığı gibi,  "Tüm devrimci toplumsal değişimlerin nihai amacı insan yaşamının kutsallığını, insanların onurunu, tüm insanların özgürlük ve esenlik hakkını hayata geçirmektir." Bu öğretileri ciddiye alarak, toplumsal olarak inşa edilmiş "norm"dan "farklı" insanları marjinalize etmek yerine yaratıcı biçimde içermeye çalışabiliriz, ve belki de böylece tüm herkesin çıkarına hizmet eden bir toplum yaratabiliriz.